|
Cuma, 16 Şubat 2007 |
|
Kudüs'ü ilk gördüğümde başım dönmüştü. Ramazan'ın son haftasıydı, Kadir Gecesi'ydi. Filistin'in her tarafından yüzbinlerce insan Kudüs'e akıyordu. Kanuni Sultan Süleyman'ın yaptırdığı surlar boyunca uzanan Sultan Süleyman Caddesi'nden Mescid-i Aksa'nın avlusuna girerken karşılaştığım dört gencin o akşam yaşadıkları hâlâ hafızamda. Duvarları, kontrol noktalarını aşamayınca, Mescid-i Aksa'ya ancak su borularının içinden sürünerek gelebilmişlerdi.
"Bu akşam en az yüz bin kişi toplanır" dediklerinden inanmamıştım. Belki 'on bin diyecekken yüz bin dediler' diye düşündüm. Ancak öğleden sonra Kudüs'ün sokakların dolup taştığını, heyecan ve telaşın her yanı kapladığını, trafiğin işlemez hale geldiğini, Mescid-i Aksa'ya açılan kapıların ve daracık sokakların kilitlendiğini görünce gerçeği kavramaya başladım. Bu yazıyı tavsiye edin
|
|
|
Çarşamba, 27 Aralık 2006 |
|
Gazze’de yaşayanlar 18 yıldır Mescid-i Aksa’ya gelemiyor. Cenin’de, Ramallah’ta, Beytüllahim’de, El Halil’de yaşayanlar gelemiyor. Fatih’ten Eyüp’e gidememek gibi bir şey bu! Ya da Ayasofya’dan Sultanahmet’e geçememek gibi.. Kudüs Günü olması, İslam dünyasında Mescid-i Aksa’ya ilginin zirveye çıkmasına neden oluyor. Ama Kadir Gecesi’nde Mescid-i Aksa’da olmak, Filistin halkı için hem dini bir kurtuluş arayışı hem de var oluşun, ayakta kalmanın, direnmenin, yok olmamanın göstergesi. Bu yazıyı tavsiye edin
|
|
|